Muscadet’ye Colombard ekleyerek ruhunu şeytana satar mısın?

20160201_203354Loire şarapları fuarında Muscadet üreticilerinin en fazla konuştuğu konu şaraplarına Colombard ve/veya Chardonnay eklenip eklenmeyeceğiydi sanırım… Loire’ın Atlantik Okyanusu’nun havasını tamamen hissettirdiği bölgesi Pays Nantais’de Melon de Bourgogne üzümlerinden yapılan sek, süper canlı yapıda, yüksek asitli ve adeta okyanus suyu içiyormuş hissi veren tuzlumsu, mineral yoğunluktaki Muscadet’lerde pazarlamada zorluklar ve satışlarda düşüş olması sebebiyle bir süredir böyle bir tartışma var…

Özellikle “Apelasyon ve Ticareti Koruma Sendikası” olarak da çevirebileceğimiz “Syndicat de défense de l’appellation et le négoce” (SDAOC) bu konuda aktif rol alarak Muscadet’nin ‘reçetesini’ değiştirerek içerisine farklı bir sepaj daha katarak nihai tüketiciye farklı bir tat oluşturma fikrini öne sürmüş. 1937’den beri Muscadet apelasyonuna ait olan şartnamede yapılacak değişiklikle beraber daha aromatik bir şarap olması amaçlanmış. Bu fikir negosiyanlar tarafından da benimsenmiş durumda.

Bu arada satışlarda ve pazarlamadaki zorluklarla rağmen Muscadet bölgesindeki birçok bağcı özellikle yurtdışında tutulan ve aranan stilde denilebilecek türden “rezidüel şekeri daha fazla olan, daha aromatik” şarapları üretmeye yanaşmıyor. Birçoğu böyle bir şaraba “Muscadet” denilemeyeceğini söylüyor ve kendilerini negosiyanlara (şarap tüccarları) bağlayan sistem yerine kendilerinin ön plana çıkarılması ile birlikte çalışmalarının ve emeklerinin yani şaraplarının değerlenmesinin de fiyatlarını artırabileceği yönünde fikir beyan ediyorlar ve sistemde buna yönelik değişiklikler talep ediyorlar…

Yine geçen sene Le Parisien’de bu konuyla ilgili çıkan makalede kendisi hem bağcı hem de negosiyan olan Pierre-Jean Sauvion, çok az miktarda jenerik muscadet’nin piyasada pazarlandığından yakınarak, şaraba farklı bir sepaj eklenmesi taraftarı olduğunu bildirmiş ve “Muscadet’ye %10-15 oranında Colombard katılmasıyla ruhumuzu şeytana satmış sayılmayız, bu daha çok şarabı geliştirmeyi kabul etmektedir” diye konuşmuştu.

Konuştuğum bazı şarapsever Fransızlar Muscadet apelasyonunda kaliteye yönelik çalışmalar çerçevesinde bugün var olan 3 ayrı Cru oluşumunun da (Gorges, Le Pallet ve Clisson) buna bir çözüm olması gerektiğini söylüyorlar ancak belli ki bu yetmemiş olmalı zira Terre de Vins’de gördüğüm bir habere göre Muscadet için farklı Cru’lerin de gelmesi (Goulaine, Château-Thébaud, Monnières-Saint-Ficare ve Mouzillon-Tillières) çok büyük olasılık.

Colombard, Melon de Bourgogne, Muscadet içinde yayınlandı | Yorum bırakın

2016 Loire Şarapları Fuarı – Angers…

Bu yıl 1-3 Şubat tarihleri arasında Angers’deki Fuar Merkezi’nde yapılan 30. Loire Şarapları fuarına ilişkin genel değerlendirmelerimi yazayım istedim…

20160201_151404Beraber Irancy’deki St Vincent Tournante festivaline gittiğimiz Antalya’daki Karaf Şarap Evi’nin sahibi Mustafa Temimhan ile 2 gün boyunca fuarı gezip mümkün olduğunca farklı apelasyonları, bağları, üreticileri, şarap stillerini ve üzümleri tanımaya çalıştık. Fuarda Loire Vadisi’nin tamamını kapsayan 4 ana şarap bölgesi Pays Nantais, Anjou-Saumur, Touraine ve Centre Loire bölgelerinden gelen yaklaşık 400 şarap üreticisi, toplamda 85 apelasyon ve 6 IGP yer almıştı.

Kırmızı, roze, beyaz, tatlı ve köpüklü şarapların tüm stillerinin yer aldığı fuar adeta Loire şarapları üzerine 3 günlük geniş bir tadım okulu gibiydi diyebilirim. Bu anlamda diğer geniş ölçekli şarap fuarlarına göre çok daha konsantre ve tek bir bölgeye özgü olması önemli bir avantajdı… Hatta bu yıl ilk kez Loire vadisi boyunca üretim yapan artizanal bira ve Cidre (elma şarabı) üreticileri için de özel bir alan ayrılmıştı…

Fuar 2 ayrı holden oluşmuştu ve giriş holünde beyaz, tatlı ve köpüklü şaraplar için ana holde de kırmızı 20160201_164234 ve roze şaraplar için serbest tadım alanları yaratılmıştı. Diğer tüm şarap fuarlarında var mı bilemiyorum ancak serbest tadım alanları aslında gerek şaraplar ve apelasyonlar üzerine gerekse de üreticiler üzerine en azından genel bir fikir vermesi açısından oldukça faydalı idi. Örneğin bizim burada tattığımız bir 2011 Anjou Villages Brissac Cabernet Sauvignon’u oldukça beğenip üreticinin (Chateau la Valiere) standına uğrayıp gerek bu şarap gerekse de diğer şarapları üzerine ayrıca konuşmuştuk.

20160202_103719Bunun yanında giriş holünde “Open Wine Box” konseptli kutu şarapların tadımı vardı ki o da ziyadesiyle ilginçti. Tattığımız bazı kutu şarapları (özellikle Muscadet’ler) kör tadımda birçok kişinin iyi bir şişe sanabileceği konusunda hemfikirdik. Buradaki şarapları tadarken aklıma 2 hafta önce Bordeaux’da bir Fransız sommelier bana bazı kutu şarapları çok beğendiğini ilettiği konuşmamız geldi. Bizdeki malum yasalar gereği kutuda şarap satışı da sizlere ömür oldu tabi…

Fuarda belli başlı resmi kuruluşlar da yerini almıştı. Business France, Centreexport gibi ihracata dayalı kurumların yanı sıra, Bölgesel Gümrük İdaresi, Saumur-Champigny Üreticileri Sendikası gibi kuruluşlar da stand açmışlardı.

İlginç standlardan biri de “Terra Vitis” anlayışıyla üretim yapan üreticilerin topluca açtığı standdı. Terra Vitis genel anlamda ekolojik ve çevreye duyarlı bağcılığı benimseyen ve Fransız Tarım Bakanlığı’nca tanınmış ve “Yüksek Çevresel Değer” sertifikasına sahip üreticilerin oluşturduğu bir birlik. Terra Vitis anlayışıyla üretim yapan üreticiler şişelerine özel bir logo koyuyorlar. Sadece bağcılıkta kimyasal kullanımını kaldırmaya yönelik değil aynı zamanda bağda ve bağ çevresindeki doğal flora alanını korumaya yönelik çalışmaların yapılması, şaraphanedeki atık yönetiminin çevreye uygun hale getirilmesi ile ileriki jenerasyonlara yaşanabilir ve sürdürülebilir bir doğa bırakmayı hedefleyen bir anlayışa sahip Terra Vitis…

20160201_162503Fuarın belli yerlerinde gerek şarap dünyasına ve şarap kültürüne gerekse de Loire şaraplarına ilişkin çeşitli seminerler ve workshoplar vardı. Ayrıca ilginç bir alan da genç bağcılar için ayrılan alan olmuştu. Holler arası geçiş bölümünde Loire Vadisi’nde şarapçılık yapan farklı apelasyonlardan genç bağcılar ve üreticiler stand açmışlardı. Fuardaki bir başka özel tadım alanı ise Fransa Önologlar Birliği’nin ön ayak olduğu ‘Ligers Şarap Yarışması’nda (Concours des Ligers) derece alan şarapların sergilendiği ve tadıldığı alandı…

Fuarda adını daha önce duymadığımız apelasyonlar veya “Pineau d’Aunis” gibi adını ilk kez20160202_110506 duyduğumuz Loire Vadisi’ne has bir siyah üzüm çeşidi ile tanışma fırsatımız oldu. Genç bağcıların standlarından biri olan “Noury Corinne” ‘La Cave de Dauvers’ isimli şaraphanesinde ‘Coteaux du Loir’ apelasyonunda bu üzümü monosepaj olarak işlemiş. 2014 rekoltesini tattığımız Pineau d’Aunis açık renkte bir kırmızı şarap olmasına rağmen renge tezat olabilecek nitelikte güçlü tanenlere sahip. Tattığım şaraptaki aroma karakterleri daha çok frambuaz ağırlıklı kırmızı meyvelerin yanında çok baskın karakterde tatlı baharat ve egzotik notlar içeriyordu. Öyle ki, şarap bana gayet ilginç bir şekilde hafızamda Umman’da bulunduğum yıllardan kalan meşhur “Frankincense” ağacının verdiği sakız aromasını hatırlattı… Aynı üretici Pineau d’Aunis’ten roze de üretiyor ve ayrıca %50 Pinot d’Aunis, %35 Gamay ve %15 Cabernet Franc yaptığı ilginç bir kırmızısı da var… Yine Coteaux du Loir apelasyonunun hemen kuzey doğusunda yer alan ‘Jasnieres’ apelasyonunda Chenin Blanc üzümlerinden gayet keyifli beyazlar da yapıyorlar…

20160201_124342Loire’daki önemli Cabernet Franc apelasyonları olan Saumur-Champigny, Chinon, Bourgueil ve St Nicolas de Bourgueil bölgelerinde faaliyet gösteren en beğendiğim üreticilerden Olga Raffault (Chinon), Yannick Amirault (Bourgueil ve St Nicolas de Bourgueil), Bernard Baudry (Chinon), Domaine Filliatreau (Saumur-Champigny), Charles Joguet (Chinon) ve Chateau Targé’nin (Saumur-Champingy) standlarına uğrayıp Cabernet Franc üzerine killi-kalkerli / tuffeau’lu terruarlar ile eski bağların Cabernet Franc üzerindeki etkileri, bölgeye has Foudre ya da Tonneau usulü fıçı kullanımı üzerine bolca sohbet edip, tadımlar yaptık… Olga Raffault’da Les Picasses 2007 ve 2010 (Chinon) ve La Singuliere 2011 (Chinon), Yannick Amirault’da Les Malgagnes 2013 (ST Nicolas de Bourgueil) ve Le Grand Clos 2013 (Bourgueil), Chateau de Targé’de 2013 Cuvée Ferry (Saumur-Champigny) ile 2014 Quintessence (Saumur-Champigny), Bernard Baudry’den de 2014 Les Grezeaux (Chinon) ile 2013 La Croix Boissée (Chinon), Domaine Filliatreau’da da Vieilles Vignes 2014 (Sumur-Champigny)ve L’Affutée 2009 (Saumur-Champigny) yaptığımız tadımlar arasında en beğendiğim Cabernet Franc örnekleri oldu…

Birçok üreticinin fıçı kullanımını mümkün olduğunca optimumda tutmaya çalıştığını, bazı hallerde eski fıçı kullandıklarını dinledik. Öyle ki fuarda görüştüğümüz bir üretici Bordeaux’dan Leoville Las Cases’ten 2-3 yıllık kullanılmış fıçı alıp kendi Cabernet Franc’ları için kullanıyormuş. Chenin Blanc veya Sauvignon Blanc’da light / medium-light toasting veya kırmızılarda tonneau/foudre gibi daha büyük hacimli fıçı kullanımı çok yaygın üreticiler arasında. Bazı üreticiler ise normal fıçı kullansa bile bunu çok dengeli yapmayı hedeflemişler. Zaten hiçbirinin Robert Parker’dan yüksek not alma gibi bir hedefi de yok görünüşe göre… Hatta bazı üreticilerle Parker / Loire muhabbeti de yapmadık değil…

“Orta Loire Bağları” olarak adlandırabileceğimiz “Centre Loire” bölgesinde en tanınmış apelasyonlar olan20160201_131732 Pouilly Fume ve Sancerre bölgesinde özellikle Alphonse Mellot’nun standında sıra dışı şaraplar tattık diyebilrim. Alphonse Mellot’nun 2005’ten beri sahibi olduğu Domaine des Penitents, Cotes de la Charité bölgesinden gelen Burgonya stili ilginç bir IGP Chardonnay üretiyor. Ağırlıklı olarak kireçli topraklara sahip bağlardan gelen bu Chardonnay %50si yeni fıçı olmak üzere 1 yıl fıçıda olgunlaştırılıyormuş. Alphonse Mellot’dan tattığımız Sancerre ve Pouilly Fume örnekleri arasında 2015 tank örneği La Moussiere Sancerre yuvarlak, yoğun ve gövdeli yapısıyla ve Les Romains 2013 Sancerre (silex teruar), yaklaşık 100 yıllık Sauvignon Blanc bağlarından gelen Generation XIX (Kimmeridian Marn), Chavignol’a yakın kireçli-killi teruardan gelen Satelite 2012 ve Edmond 2012 (bu son şarapta bana biraz fıçı baskın gelse de) son derece kompleks, yüksek asiditeye ve mineraliteye sahip akılda kalıcı Sauvignon Blanc örnekleriydi bunlar… Alphonse Mellot ayrıca Pinot Noir’den roze ve kırmızı şaraplar da yapmakta ve tattığımız 2015 tank örneği Pinot ile satıştaki 2014 Pinot rozeler oldukça meyvemsi, canlı ve tazeleyici yapılarıyla ideal rozelerdi… Kırmızılara gelince normalde Sancerre’de Burgonya’ya oranla daha düşük konsantrasyonda bulduğumuz Pinot Noir örneklerine tezat oluşturacak seviyede 2013 Generation XIX, 2012 La Demoiselle ve En Grands Champs 2012 ve 2013 klasik Burgonya Pinot Noir’larına yakın seviyelerde kompleksitesi olan, zarif ve konsantre şaraplardı…

20160202_152336Sancerre’in hemen batısında kalan Menetou Salon ve yine 40 km daha batıda Quincy apelasyonunun Killi-çakıllı, silex içeren teruarında hafif egzotik ve floral, meyvemsi ve oldukça canlı nitelikte Sauvingon Blanc’lar tadarken, 15 km batıya doğru gidip Cher nehrinin batı yakasında Reuilly apelasyonundan benzer nitelikte Sauvignon Blanc’lar keşfederken burada ayrıca oldukça meyvemsi nitelikte Pinot Noir kırmızılarını da tadıyoruz… Reuilly Pinot’larını andıran bir başka apelasyon da 70 km daha güneydeki Chateaumeillant yaklaşık 100 hektar bağ alanına sahip olan Fransa’nın en küçük apelasyonlarından biri. Ağırlıklı olarak Gamay ve Pinot Noir’dan kırmızı şarap yapıyorlar. Tattığımız Pinot Noir örnekleri orta-üst seviye asiditesi olan, canlı, dengeli, kırmızı meyve aromalarının baskın olduğu zarif şaraplardı…

Her şey bir yana benim için fuarın en önemli apelasyonları muhtemelen tatlı şarap üreten bölgeler oldu20160201_141636 diyebilirim… Daha evvel Loire Vadisi’ne yaptığım seyahatlerden Vouvray ve Coteaux du Layon bölgelerinde Chenin Blanc’dan üretilen tatlı şarapları favorilerim arasındaydı ancak özellikle fuara gitmeden önce danıştığım WSET Level 4 Diploma sahibi sevgili Tuğba Altınöz’ün değerli tüyoları sayesinde Quarts-de-Chaume (grand cru) ve Bonnezeaux apelasyonlarına da yönelip buradaki süper konsantre, kompleks tatlı şarapları da keşfetmiş olduk. Özellikle Layon civarında faaliyet gösteren ‘Aguilas’ (Domaine Gaudard) ve Chateau Soucherie ile Anjou-Brissac’taki Chateau la Variere’den çok iyi örnekler tattık. Chateau Soucherie aynı zamanda efsane Loire apelasyonu Savennieres’de de üretim yapıyor ki Loire’da her şey bir yana Savennieres bir yana durumu var… Kendine has “şist” bazlı bir terruara sahip olan Savennieres’den tattığımız “Clos des Perrieres” 7 ay boyunca 500 litrelik foudre’larda olgunlaştırılmış oldukça mineralitesi olan, diri, canlı, tam gövdeli bir yapıya sahip sek Chenin Blanc örneği idi… Chateau Soucherie’nin standında görüştüğümüz şaraphanenin satıştan sorumlu yetkilisi Maxime Séjourné bize sadece 300 şişe (tek fıçı – 36 ay) ürettikleri litrede 200 gram rezidüel şeker bulunan 2010 rekoltesi müthiş bir Savennieres tatlı örneği de tattırarak açıkçası benim bu apelasyona olan aşkımı daha da pekiştirdi…

20160202_184814Anjou-Brissac’taki Chateau la Variere ise aynı zamanda Domaine de la Peruche isimli başka bir şaraphaneye de sahip ve gerek Saumur-Champigny, gerekse de Anjou, Layon, Quarts de Chaume ve Bonnezeaux apelasyonlarının yanında bir başka yeni öğrendiğimiz apelasyon olan Coteaux de l’Aubance’ta da faaliyet gösteriyorlar. Coteaux de l’Aubance apelasyonu Layon’a yakın ve yine Botrytis ağırlıklı Chenin Blanc’dan tatlı şarap üretilen bir bölge… Yukarıda da yazdığım gibi biz fuarda Chateau la Variere ile serbest tadım alanında tattığımız ve olağanüstü bulduğumuz bir Cabernet Sauvignon örneği sayesinde tanışmış, üreticiyi merak edip standlarına uğramıştık. Standda tatmış olduğumuz 2011 La Grande Chevalierie Cabernet Sauvignon’un ne yazık ki artık tükendiğini öğrendik. Buna rağmen serbest tadım alanına bu şarabı koymalarını da ayrı bir takdirle karşıladık. Şaraphane sahibi Jacques Beaujeu ve süper tatlı eşi Anne Beaujeu ile gerek ürettikleri şaraplar gerekse de apelasyonlar üzerine konuştuk. Cabernet Sauvignon’un nasıl bu kadar konsantre, güçlü ve iyi işlendiğini sorduk. Kendileri işin esas sırrının Cabernet Sauvignon bağlarındaki teruarda olduğunu anlattılar. Cabernet Sauvignon parselinde çakıllı ve şist ağırlıklı bir teruarın olduğunu ve özellikle buradaki bağın çok iyi sonuçlar verdiğini söylediler. Bu şarabı özellikle iyi yıllarda çıkardıklarını ve 4-5 bin şişe kadar ürettiklerini anlattılar. Burada ayrıca tattığımız Anjou Villages Brissac 2014 Cabernet Sauvignon (%85) – Cabernet Franc (%15) kupajı da son derece konsantre, gövdeli, siyah meyvelerin ağırlıklı olduğu ve hafif mineralsi nüansların hissedildiği bir şaraptı…

Görüştüğümüz onlarca üreticinin belki de en önemli ortak noktası teruara olan düşkünlükleri ve20160202_190629 bağlılıklarıydı diyebilirim. Birçok standda teruara vurgu yapılarak bağlardan getirilen toprak analiz örnekleri ve görseller yer alıyordu. Şarapların varlığının ve çeşitliliğinin temelini oluşturan bağlar ve bağların bulunduğu topraklar ve teruar Fransız şaraplarının üretilmesi, pazarlanması ve satışı için en önemli unsurlardan birisi olduğunu gözler önüne seriyordu… Öyle ki, Chateau la Variere’in sahibi Jacques Beaujeu teruara olan bağlılığını şu sözlerle dile getirerek konuyu en güzel şekilde anlattı belki de: “Ben teruar olmadan yaşayamam”…

İşte böyle adeta ders niteliğinde, bolca tadım, sohbet ve en güzeli keyif eşliğinde geçti 30. Loire Şarapları fuarı… Yukarıda da belirttiğim gibi tek bir bölge üzerine konsantre olmuş fuarlara ve/veya festivallere gitmek gerçekten çok eğitici. Fırsat buldukça bu tarz fuarları ziyaret edip farklı üreticileri keşfedip kendi bölgelerine has şaraplar, teknikler ve teruarlar üzerine bilgi dağarcığımızı genişletmek en iyisi…

Bonnezeaux, Bourgueil, Cabernet Franc, Cabernet Sauvignon, Chenin Blanc, Chinon, Coteaux du Layon, Fransa, Fransız şarapları, Pinot Noir, Quarts de Chaume, Savennieres, St. Nicolas de Bourgueil, Tadım Notları, Tatlı şaraplar, Şarap fuarları, şarap dünyası, şarap gezileri, şarap turizmi içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Bordeaux’nun Şarap Barları…

Geçenlerde Bordeaux’ya yaptığım ziyarette bolca şarap barı gezme fırsatı buldum. Barların hemen hemen tamamının ortak bir noktası vardı diyebilirim: sadece şaraba odaklanmak, yemek yok, çok iyi peynir, şarküteri ve şarap ile uyumlu atıştırmalık seçenekleri var ki bunlar da benim için doğru bir şarap barı kriteri zaten…

İşte benim Bordeaux’daki önerilerim:

– Le Bar a Vin (Adres: 3, Cours du 30 Juillet): Bordeaux’da benim için olmazsa olmaz mekanlardan 20160115_164303biri olan mekan Opera’nın hemen köşesinde yer alıyor. Aynı zamanda Bordeaux Şarap Konseyinin barı da olan “Bar a Vin”de benim için en ilgi çekici olan konulardan biri şarap menüsündeki tüm şarapların oldukça uygun fiyatlara kadehte satılıyor oluşu. Son gittiğimde 27 ayrı Bordeaux şarabı kadeh listesindeydi. Buradaki bir başka güzel husus menüde Bordeaux’nun değişik bölgelerine yer vermeleri. Şarap çeşitleri arasında köpüklü, beyaz, tatlı, roze ve kırmızı olarak tüm çeşitler var. Bu ziyaretimde keşfettiğim ve çok beğendiğim bir apelasyon “Cerons” oldu. Sauternes’in hemen kuzeyinde yer alan Cerons oldukça güzel tatlı şaraplar yapan bir bölge diyebilirim.

20160116_134030– Le Wine Bar (Adres: 19, Rue des Bahutiers): Bordeaux’daki sevimli St Pierre meydanına cikan sokaklardan birinde yer alan ‘Le Wine Bar’, aralarında Meksika, Yunanistan ve Gürcistan dahil 60 küsür şarabın kadehte sunulduğu ve sadece şişe için 36 sayfalık ayrı bir şarap menüsüne sahip olan bir şarap barı… Kadeh fiyatları 4-10 € arasında ve şişe fiyatları 20 €’dan başlıyor… Ağırlıklı olarak İtalyan ve İspanyol stili şarküterilerin, peynirlerin ve ekmek üstü lezzetlerin yer aldığı menude bellota jambonu için ayrı bir yer ayrılmış… 30 kişilik mekan oldukça sıcak bir atmosfere sahip.

– Aux Quatre Coins du Vin (Adres: 8, Rue de la Devise): Bordeaux’nun en sevilen şarap barlarından biri olan “Aux Quatre Coins du Vİn” Fransa’dan ve dünyadan 32 farklı şarabı önomatik makinelerden farklı ölçülerde kadehte sunuyor. Örneğin 3 cl’lik tadım kadehi alırsanız 1,5 €’ya bir Bordeaux şarabı tadabilirsiniz veya 15 €’ya güzel bir Bordeaux’yu 15 cl’lik kadehte yudumlayabilirsiniz. Ayrıca 200 civarı da şarabı şişe olarak menüden seçebilirsiniz. Diğer tüm şarap barlarında olduğu gibi peynir ve şarküteri tabaklarının ağırlıklı olduğu yemek menüsünde ayrıca ‘Tartine’ler de denemeye değer…

– Le Bistrot du Fromager (Adres: 73, Quai des Chartrons): Bordeaux’nun en keyifli mahallelerinden20160115_172058Chartrons’da bulunan “Le Bistrot du Fromager” peynir meraklıları için adeta bir cennet durumunda. Aynı zamanda çok güzel bir şarap menüsü de sunan mekan bence peynir şarap uyumunun zirvesini yaşatabilecek cinsten bir yer. Mekana girdikten sonra hemen solda sergilenmiş olan peynirleri ayrıca “take away” olarak da alabiliyorsunuz. Özellikle Fransız peynirlerini keşfetmek ve yanında da ilginç şarap eşleşmeleri yapmak için ideal bir yer.

– Wine More Time (Adres: 8, Rue St James): Bordeaux’nun en güzel ve tarihi sokaklarından biri olan Rue St James üzerinde yer alan ‘Wine More Time’ sıcak atmosferi, değişen şarap menüsü ve 5 kişi ve üzeri özel degüstasyon etkinlikleri için keyifli bir alternatif. Bu arada aynı sokakta no.29’da “El Sitio” adında oldukça salaş ama çok keyifli bir tapas bar da var… Denemeye değer…

20160117_163457– Cousin et Compagnie (Adres: 2, Rue du Pas Saint Georges): Bir başka sevimli Bordeaux meydanı Place du Parlement’ın hemen köşesinde yer alan ‘Cousin et Compagnie’ aslında bir şarap barı değil, bir şarap butiği ancak burada şarap tadımları yapılabiliyor. Mekanın sahipleri haftanın belli günleri belli konseptlerde şarap tadımları düzenliyorlar ve hatta bu tadımları kısa süreli bir eğitim niteliğinde yapıyorlar. Özellikle Bordeaux bölgesine has ilginç şaraplardan satın almak istiyorsanız tavsiye edebileceğim bir yer…

– Max Bordeaux (Adres: 14 Cours de l’Intendance): Opera’ya uzanan ünlü Cours de l’Intendance üzerinde yer alan Max Bordeaux tam anlamıyla bir “şarap tadım evi” denilebilir. Önomatik makineler sayesinde en önemli Bordeaux şaraplarını tatma ve keşfetme fırsatı bulduğunuz bu mekan diğer yerlere göre daha pahalı bir segmentte yer almakla beraber 1er Grand Cru Classé sınıfındaki şarapları “en azından tattım” demek için uygun olabilir.

Yukarıda bahsettiğim şarap barlarına alternatif olarak Chartrons mahallesindeki Bordeaux Şarap Müzesi’nin hemen yanında Le Verre ô Vin (43, Rue Borie) ve yine aynı bölgedeki Le Bois Dit Vin (138, Rue Notre Dame) şarap ve tapas seçenekleri için ideal yerler.

Tabi bu barların birçoğunun haftanın belli günleri akşam saatlerinde açtığını belirtmek gerekli. Gitmeden20160117_135512 önce çalışma saatlerine göz atmakta fayda var. Bunun yanında eğer Bordeaux’da bir Pazar günü geçirecekseniz bana göre gündüz yapılabilecek en güzel aktivite Pazar günleri Garonne nehri kıyısında kurulan Chartrons pazarına gidip (Quai des Chartrons) pazarda yer alan şarap üreticilerini gezmek, onlardan şarap tatmak ve onlarca çeşit gastronomik lezzeti birbiri ardına denemek…

Bordeaux, Fransa, Fransız şarapları, Restoranlar, şarap bar, şarap dünyası, şarap gezileri, şarap turizmi içinde yayınlandı | 2 Yorum

St Vincent Tournante 2016 – Irancy

20160130_075227Bir önceki yazımda St Vincent Tournante festivaline ilişkin genel bilgiler vermiş ve bu yılki festivalin yapılacağı Irancy’e gideceğimi anlatmışım… 30-31 Ocak’ta gerçekleşen festivalin ilk günü olan 30 Ocak’ta Irancy’de şarap adına geçirdiğim deneyimlerin en güzel ve özellerinden birini yaşadım diyebilirim…
Bir köy düşünün, içinde sadece 290 kişi yaşasın ve çevresi Pinot Noir bağlarıyla dolu tepelerin ortasında bir çukurda yer alsın… Köyün belediye başkanı dahil herkes bağcılıkla geçinsin ve hatta kendine has bir apelasyonu olsun…

Seyahati beraber yaptığımız Antalya’nın en iyi şarap barı Karaf’ın sahibi Mustafa Temimhan ile birlikte20160130_132242 sabah saat 6’da karanlıkta kalkıp yola koyuluyoruz. Zira saat 7 gibi başlayacak olan Burgonya bağcılarının kortejini kaçırmak istemiyoruz. Köye doğru yaklaştıkça trafik artıyor, bir yerden sonra Fransız jandarma birlikleri araçları yönlendiriyor ve kontrol noktasına ulaşıyoruz. Jandarmaların yaptığı bagaj kontrolünden sonra açık alan park yerine varıyoruz. İnsanlar çoktan gelmeye başlamış ve günün kalabalık olacağının izlenimini veriyor… Hava halen zifiri karanlık ve etraf projektörlerle aydınlatılmış. Aracımızı park edip ileride aydınlatılan büyük çadırlara doğru yürüyoruz. İlk vardığımız çadırda korteje katılacak olan Burgonyalı bağcıların toplandığını ve saat 6:30’da şarap içmeye, şarkılar ve marşlar söylemeye başladığını görüp festival havasını daha sabahın erken saatlerinde içimizde hissetmeye başlıyoruz…

Köye doğru yaklaşık 2,5 km’lik rampa aşağı inen virajlı bir yol var… Yolun başında sıra sıra dizilmiş her köye ait ahşaptan yapılmış St Vincent heykelcikleri kortej için beklemede… Tüm yol meşalelerle aydınlatılmış ve köye inen yolun çevresi tamamen bağlarla kaplı… Saat 7’ye doğru kortej toplanıp sıra oluşturmaya başlıyor ve önde bando takımıyla beraber yürüyüş başlıyor…

En önde bando takımı hemen arkasında bu yılki festivalin ev sahibi Irancy’nin belediye başkanının taşıdığı St Vincent heykeli ve ardından diğer bölgelerden gelen bağcılar… Sabahın keskin soğuğuna aldırış etmeden kortejde eğlenceli bir şekilde korteje katılanlar yavaş yavaş köye doğru yürürken katılımcı sayısı gitgide artmaya başlıyordu…

Sabahın ilk ışıkları ufaktan bağların üzerinde süzülürken köye giriş yaptık… Köyün girişindeki bilet20160130_082944 satış noktasından öncelikle 15 Euro karşılığı kadehimizi ve tadım kuponlarımızı alıyoruz. Ayrıca 10 Euro karşılığı da yemek kuponu alıyoruz. Tadım kuponları ile 7 farklı rekolte için şarap tadımı yapılabiliyordu. 2008 ve öncesi (aralarında 98 ve 96 da var), 2009, 2010, 2011, 2012, 2013 rekolteleri ve roze/köpüklü (cremant) tadımları için köyün farklı yerlerinde konumlanmış standlardan katılımcılar Irancy’e has Pinot Noir şaraplarını keşfetme fırsatı buldular. Ayrıca yemek standlarına da dikkat çekmem gerekli zira bölgeye ve Fransa’ya has yemekler de köyün çeşitli yerlerinde konumlanmıştı (Andouillette (Burgonya sosisi), Ercargot (salyangoz), Boudin (siyah sosis), Ördekler, peynirler, krepler vs).

Bir taraftan kortej köyün içerisinde ilerlemeye devam ederken diğer taraftan köyü keşfetmeye çalışıyoruz. Irancy belediyesi bu yılki festivalde 1930lu yılların Irancy’sini konsept olarak ele almış ve çevreyi o yıllara ait fotoğraflar, arabalar, tarım aletleri vs ile donatmış. Ayrıca festival geleneği olan yapma çiçeklerle etrafı süslemeyi de unutmamışlar tabi, tüm köy oldukça sevimli bir şekilde süslenmiş…

20160130_115512Yürüyüş köyün kilisesinde son buluyor ve kilisede ayin başlıyor. Bu arada saatler ilerledikçe köye daha fazla insan geldiğini görüyoruz. Ayinden hemen sonra tadım ve yemek standları açılıyor. Artık Irancy apelasyonuna has şarapları keşfetmeye başlayabiliriz. İlk olarak yıllanmış Irancy Pinot Noir’larına bakalım diyoruz. 1996 ve 1998 Irancy’ler burundaki kompleks yapılarıyla dikkat çekici, damakta pas, kuru gül ve kuru meyve bukelerine sahip keyifli bir şarap. Yıllanmış Pinot’ların ardından diğer rekolteleri de tatmak üzere standları gezmeye devam ediyoruz. En beğendiğimiz şaraplar 2009 William Chariat ile 2010 Benoit Cantin oluyor. Gerek kompleks yapılarıyla, gerekse de konsantrasyonlarıyla klasik bir 1er Cru ayarında diyebileceğimiz şaraplardı bunlar. Açıkçası Irancy bölgesi şaraplarını Burgonya’nın önde gelen apelasyonlarıyla kıyasladığımızda Irancy’nin damakta konsantrasyon açısından biraz daha zayıf kaldığını ancak burunda yine de klasik Pinot Noir aromalarını oldukça güzel verdiğini gördük. Şarapların canlı yapıları ve asiditeleri kendilerinden beklendiği gibiydi…

20160130_113327

Köyün farklı yerlerine konumlanmış sahnelerde festival boyunca cazdan Fransız şansonlarına kadar çeşitli canlı müzik etkinlikleri yapılırken, France Bleu radyosu ile France 3 televizyonu da canlı yayın araçlarını getirip stüdyolar kurmuşlardı. Bu arada ziyaretçiler arasında çoluk çocuk ailecek gelen Fransızların yanında bizler gibi Fransa dışından gelen birçok yabancı şarap meraklısının da olmasına hiç şaşırmadık tabi…

Özellikle öğle saatlerinden itibaren kalabalığın oldukça arttığı ve artık tüm standlarda uzun kuyrukların olduğunu görünce festival alanına erkenden gelerek doğru yaptığımıza kanaat getiriyoruz. Bu tarz festivalleri tüm etkinlikleri ile en baştan yaşayarak keşfetmekte fayda var diye düşünüyorum. Erken kalkıp bir süre karanlıkta takılmış olsak da kesinlikle müthiş keyifli bir deneyim yaşadık diyebilirim.

Gelecek seneye bu kez Mercurey’de yine Ocak ayının sonunda yapılacak olan St Vincent Tournante festivaline artık her sene gitmeyi kafayı koydum açıkçası…

Bourgogne, Fransa, Fransız şarapları, gastroturizm, Irancy, Pinot Noir, St Vincent Tournante, Şarap festivalleri, şarap dünyası, şarap gezileri içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Küçük bir köyde büyük bir şarap festivali… Saint Vincent Tournante…

Bu ay IWSA’nın web sitesinde konuk yazar olarak Burgonya’daki Saint Vincent Tournante festivaline ilişkin bir yazı yazdım. Yazıya devamdaki linkten ulaşabilirsiniz:

http://www.iwsa.com.tr/konu-detay.aspx?KonuId=1478

Ay sonunda Saint Vincent Tournante festivali için Burgonya’da olacağım, hemen arkasından da Angers’deki Loire Vadisi Şarap Fuarını ziyaret edeceğim… Ocak ayının ikinci yarısı benim için şarapla dolu olacak gibi 🙂

Bourgogne, Fransa, Fransız şarapları, Loire Vadisi, Loire Vadisi şarapları, Şarap festivalleri, Şarap fuarları, şarap dünyası, şarap gezileri, şarap turizmi içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Coravin…

20151013_164016Şaraba yönelik yenilikçi ürünleri hep takdir etmişimdir. Özellikle şarabın doğru şekilde tüketilmesini hedefleyen ürünler hem şarap üreticileri ve restoran sahipleri hem de nihai tüketiciler için önem kazanmaya başladı.

2013 yılında Greg Lambrecht adında MIT mezunu bir mucit şarap dünyasında daha önce hiç denenmemiş bir aleti piyasaya sürdü ve adını “Coravin” koydu…

Coravin’in hikayesi Greg Lambrecht’in şarap tutkusundan gelmekle birlikte özellikle eşinin hamile olduğu dönemde her gece tek başına bir şişe açmak istememesi ve kavındaki farklı şarapları mantarları açmadan tatmak istemesiyle başlıyor. Kullandığı diğer şarap aparatlarının tamamında mantar açıldığı için bir süre sonra oksidasyon belirmeye başladığından mantar açılmadan direk şişeden kadehe şarabın aktarılabileceği ve aynı zamanda şarabı mevcut durumunda koruyan bir aygıt geliştirmeye karar vermiş ve sonuçta Coravin’i icat etmiş…

Coravin aslında oldukça basit kullanımı olan ve temelde şişenin tutturulduğu bir alet, argon gazı tüpü ve mantarı delen ince bir iğneden oluşuyor. Saf haldeki argon gazı AB normlarına ve gıda ile temasa uygun şekilde kullanılıyor bu yüzden şarap için de uygun ve şarabı bozmadığı iddia ediliyor. Buradaki en önemli konu Coravin’in sadece doğal mantar ile kullanılabildiği; yani, plastik, sentetik mantarlar, çevir aç kapaklar ve diğer tip kapak türlerinde Coravin kullanılamıyor ve kullanılması da tavsiye edilmiyor. Bunun sebebi, doğal mantarın içinden geçen iğne çıkarıldığında mantar tekrardan kendini kapıyor ve bu şekilde sızdırmazlık da sağlanmış oluyor, böyle bir durum diğer mantarlar ve kapak türleri için söz konusu değil.

Geçen gün Frankie’de Coravin’in lansmanına katıldım ve orada ürünü deneme fırsatım oldu. Açıkçası kavımda20151013_163912 sakladığım ve açmaya kıyamadığım şaraplarımı böyle bir alet sayesinde tadabileceğim fikri oldukça hoşuma gitti. Bunun yanında restoranların da kavlarındaki üst segment şarapları Coravin sayesinde kadehte verme olasılığı da var ve bu şekilde restoranlar şarap menülerini bir üst segmente taşıyabilir. Avrupa’da ve Amerika’da nihai tüketicilerin yanında restoranlarda ve hatta şaraphanelerde de kullanılan Coravin’in Türkiye fiyatı Avrupa’dakiyle aynı: 300 Euro…

Bu arada belirtmekte fayda var, Coravin’i Türkiye’ye Gusto Bar getiriyor…

şarap aksesuarları, şarap dünyası içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Suvla ile FineWineDine…

IMG_20150603_194140Karaköy’de eski Sümerbank binasında açılan The Vault Hotel geçtiğimiz günlerde güzel bir etkinliğe ev sahipliği yaptı. Suvla şaraplarının bir nevi “yaza merhaba” konseptinde oluşturduğu yemek-şarap etkinliği oldukça keyifliydi.

Etkinliğe önce The Vault Hotel terasında enfes İstanbul manzarası eşlğinde Suvla’nın rozelerini keşfederek başladık. Ben tattığım rozeler içinde en çok Sur roze ve Cabernet Sauvignon Roze’yi beğendim. Her ikisi de oldukça aromatik ve dengeli ve yemeklerle uyumlu olabilecek rozelerdi.

Rozeleri ve güzel manzarayı bir kenara bırakıp artık yavaş yavaş yemeğe geçiyoruz. Menünün konseptini Mehmet Yalçın oluşturmuş ve yemekler üç şef tarafından (Arzu Öztürk, Volkan Çengel ve Sadık Oflas) hazırlanmış.

Başlangıç yemeği olarak Arzu Öztürk’ün ‘deniztarağı ceviche’sine Suvla’nın en sevdiğim beyazlarından olan20150603_204743_LLS Sauvignon Blanc – Semillon 2014 rekoltesi eşlik etti. Deniztarağı ceviche’de kuzu kulağı salata ince dilimlenmiş enginar ve sultani bezelye de yer alıyordu ve yemeğin asiditesini ve baharatsılığını yukarı çıkarıyordu. Bordeaux’da Graves bölgesindeki gibi yapılan Sauvignon Blanc – Semillon kupajı narenciye, şeftali aromaları ve canlı yapısıyla kendinden bekleneni vererek yemekle oldukça uyum sağladı. Bu yemeğin yanında Suvla Kınalı Yapıncak’ı da denemek isterdim açıkçası zira böylesi bir yemekle Yapıncak’ın diri asiditesi ve mineralsi yapısı da oldukça iyi uyum sağlar diye düşünüyorum.

Etkinlikteki ikinci yemek misket limonu sosu ile beraber sunulan Ege otları yatağında ızgara kılıçbalığı idi. Bu yemeğin yanında sunulan şarap ise Suvla’nın Cabernet Sauvignon’dan yaptığı 2014 roze oldu. Türkiye’deki son yıllarda yaşanan blush trendine uygun olarak, Suvla bu şarabı “blush” olarak etiketliyor. Gerek Ege otlarının gerekse de misket limonu sosunun getirdiği aroma çeşitliliği ve asidite kılıçbalığına zengin bir birliktelik kazandırmış. Böyle bir yemeğe Cabernet Sauvignon gibi güçlü bir üzümden yapılmış olan 2014 blush gayet iyi uyum sağladı. Bu yaz için ideal bir yemek eşlikçisi bir şarap olmuş Suvla Cabernet Sauvignon 2014 Blush. Yine alternatif bir şarap eşleşmesi olarak bu yemeğin yanında ayrıca Suvla’nın Karasakız’dan yaptığı kırmızı da denenebilir. Bu tarz aromatik ve güçlü balık yemekleriyle hafif kırmızılar da gayet iyi uyum sağlıyor çoğunlukla.

20150603_213716Karasakız demişken gecenin yıldızı olan şaraba geçmenin de zamanı geldi sanırım. Suvla’nın Reserve serisinden henüz piyasaya çıkan ve sınırlı sayıda üretilen Suvla Reserve Karasakız 2013 yanında sunulan “kaya tuzunda dinlendirilmiş ve meşe talaşında tütsülenmiş iç pilavlı oğlak kapama” ile müthiş gidiyor. 12 ay meşe fıçılarda olgunlaştırılmış 2013 Karasakız Reserve, kendinden beklenen meyvemsi yapıyı korurken fıçı ile beraber daha baharatsı ve kompleks bir yapıya bürünmüş. Ön burunda fıçı burunda biraz önde gibi hissedilse de, sonradan açılarak gayet meyvemsi ve baharatsı çağrışımların bütünleştiği bir şarap olmuş. Damakta Pinot Noir edasında oldukça zarif ve zengin yapısı ile benim için gecenin şarabı oluyor. Suvla’nın Karasakız çalışmalarını gayet başarılı buluyorum, bu üzümden önümüzdeki rekoltelerde de bizlere gayet keyifli şaraplar çıkaracaklarından eminim.

Bana göre gecenin yemeği Mardinli şef Sadık Oflas’ın hazırladığı tahinli cevizli yöre otları ile sunulan20150603_222343_LLS “Kengerli kuzu sarma” oldu. İlk kez yediğim kenger otunu kuzu eti ile beraber çok beğendim. Son derece güçlü ve zengin olan yemekte kuzu adeta damakta eriyordu ve otlardan gelen tüm tatlar kuzu ile çok iyi bütünleşmişti. Böyle bir yemeğin yanında doğal olarak baharatsı yapısı önde olan güçlü bir şarap düşünmekte fayda var ve bu doğrultuda yemekle beraber sunulan Suvla’nın 2012 Grand Reserve Syrah’sı olgun orman meyveleri, tatlı baharat, katran, kutu ot ve füme aromaların sahip olduğu, damakta yuvarlak ve yoğun bir şarap. Bana daha çok Barossa Shiraz’larını anımsatan bir stile sahip.

Kengerli kuzu sarmadan sonra en beğendiğim yemek ise Şef Volkan Çengel’in yarattığı karadut çektirmesi ve fıstıklı crumble eşliğinde sunulan “peynir mousse”. Labne peynirini, yoğurt ve krema ile buluşturup mousse’a dönüştürmüş ve karadut şerbetini bu mousse üzerinde kıtır kıtır fıstıklı crumble ile beraber sunmuş. Son zamanlarda yediğim en iyi tatlılardan birisi diyebilirim. Oldukça ferahlatıcı, hem yağlı hem de asitli dokuların bütünleştiği son derece dengeli bir tatlı. Bu tatlıyla beraber Suvla’nın henüz piyasaya çıkmamış olan Şampanya Metoduyla Yapıncak’tan ürettiği köpüklü sunuldu. Benim favori Suvla şaraplarından birisi olan Yapıncak’tan bir köpüklü şarap üretilecek olmasına son derece sevindim zira şarap dünyamız için özellikle yerli üzümlerle yapılan bu tarz çeşitlilikler çok önemli. Köpüklü Yapıncak tabi şu an için henüz ham ancak yine de bence güzel bir potansiyeli var. Sanırım yıl sonuna doğru piyasaya sürülecek, bu da demektir ki yılbaşı kutlamalarına yeni bir köpüklü şarap da katılacak : )
20150603_231749_LLS

Chardonnay, istanbul, Karasakız, Köpüklü şaraplar, Kınalı Yapıncak, Roze, sauvignon blanc, Semillon, Shiraz/Syrah, Suvla, Tadım Notları, Türk şarapları, Trakya Bağ Rotası, Yapıncak, yemek-şarap uyumu içinde yayınlandı | Yorum bırakın

15 TL ve altı kırmızılar…

Ne zamandır yazacağım bir türlü fırsat bulamadım, o gün bugünmüş diyelim…

Bir süre önce Metro markette 15 TL ve altında satılan tüm kırmızı şarapları toplayıp evde bir tadım yaptım. Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, 15 TL ve altında ulaşılabilir kırmızı şaraplarımızın sayısı Metro gibi ciddi anlamda şarap çeşitliliği barındıran bir markette bile iki elin parmağını geçmedi. Metroda toplamda 8 şişe kırmızı şarap bulabildim ve bunlardan biri de İspanyol şarabıydı.

Şüphesiz farklı marketlerde ve hatta tekel bayilerde 15 TL altına satılan birkaç şarap daha vardır ancak ben ulaşılabilirlik açısından Metro’dan almayı tercih ettim.

Tadımdaki şaraplar:

– Sezar 2012 (fiyatı : 8,79 TL – üzümler belli değil – Alcasan İçecek – Manisa)
– Cadde 2013 (fiyatı: 10,99 TL – %50 Horozkarası / %30 Öküzgözü / %20 Syrah – Diren – Tokat)
– Halikarnas 2014 (fiyatı: 11,99 TL – Kuntra – Talay – Bozcaada)
– Küp 2013 (fiyatı: 10,99 TL – Çalkarası/Boğazkere – Bekilli)
– Cerro de la Cruz (fiyatı: 12,99 TL – rekolte belli değil – Tempranillo – üretici: Felix Solis – ithalatçı: Lavin)
– Tılsım 2013 (fiyatı: 14,89 TL – Syrah/Öküzgözü – Kayra – Şarköy)
– Arya 2013 (fiyatı: 12,89 TL – Kalecik Karası/Boğazkere – Pamukkale – Güney)
– İdol 2013 (fiyatı: 14,99 TL – Cabernet Sauvignon/Merlot – Torbalı)

Tüm bu şaraplar içinde gerek genel karakter gerekse de fiyat kalitede benim sıralamam aşağıdaki gibi oldu:

1- Arya – Pamukkale
2- İdol Cab. Sauvignon – Merlot
3- Tılsım – Kayra
4- Küp Çalkarası – Boğazkere
5- Cadde – Diren
6- Sezar
7- Cerro de la Cruz
8- Talay

İlginç olan konulardan biri şarapların hiçbirinde herhangi bir sorun (oksidasyon, mantar vb) olmaması idi. Tabi ki, bu tarz şaraplardan ciddi bir performans beklememek gerek ancak yine de eskiye nazaran alt segment şarapçılığımızda da bir ilerleme var gibi geldi bana. En azından özellikle ilk 4 sıraya giren şarapta belirgin meyve ve tazeleyici yapılarının yanında akıcılıklarının da oluşu önemliydi. Şarapların diğer ortak özellikleri de tanenlerin yumuşak ve gövdelerin hafif-orta arasında seyretmesiydi ki bu beni pek şaşırtmadı.

Şimdi sıra bu şarapların beyazlarını tatmakta. Bir sonraki tadımı yine 15 TL ve altı beyazlar için yapacağım. Bakalım beyazlarda durum ne olacak…

Diren, Idol, Kayra, Küp, Pamukkale, Tadım Notları, Talay, Türk şarapları, şarap dünyası içinde yayınlandı | 14 Yorum

Hayallerin peşinden koşmak…

DSC02679Beni bu blogdan takip edenler bilir, yeme-içme konusu benim için hobinin üzerinde bir tutkudur. Artık bu tutkuyu işe dönüştürmeye ve ufak bir yer açıp sevdiğim tarz yemekler yapmaya karar vereli kısa bir süre oldu.

Bu doğrultuda geçen hafta itibariyle Kadıköy Moda’da “Hola Panini & Tapas”ı açtık eşimle beraber. İşin başında yani mutfakta direk ben varım. Minik mekanımızda açıkçası bana göre Türkiye’de şimdiye kadar pek denenmemiş bir şeyi gerçek tapas ve pichos ortamını yansıtmaya çalışıyoruz.

Daha önce yazdığım tapas kültürüne ilişkin yazımda da belirttiğim gibi tapas kültürü İspanya’da bir anlamda bir yaşam kültürüdür. Bizler de bu kültüre ilişkin en keyifli olan tapasları “pinchos” ve “tostas”ı mekanımızda yansıtmaya karar verdik. “Tostas” daha çok Madrid’de karşıma çıkan ekşi mayalı büyük dilim kızarmış ekmekler üzerinden sunulan tapaslar iken Pinchos’lar klasik Bask mutfağının temellerini oluşturan küçük ekmek dilimleri üzerindeki tapaslar.

20150212_120119Menüyü seçerken biz özellikle tüm damak tatlarına hitap etmeye çalıştık. Sebze yemek isteyenler için Katalan usulü ıspanak, et yemek isteyenler içinse maydanoz pestolu ciğer, kuru etli pan tumaca, guacamole sos üzerinde tatlı ekşi tavuk ve Sicilya usulü köfte gibi bazıları klasik bazıları da evde yapıp misafirlerimize sunduğumuz yemeklerin bir bölümü yer almakta.

Tapas’ların yanında panini benim için İtalyan kültürünü yansıtan bir öge. Klasik bir tost yapmaktansa adam akıllı malzemeler içeren daha gurme ve keyifli bileşenleri olan panini’ler yapmaya karar verdik. Tüm yemeklerde olduğu gibi panini için de iyi malzeme kullanmak bizim için olmazsa olmaz bir öge. Gezdiğim gördüğüm ve deneyimlediğim tüm iyi restoranlarda olduğu gibi kendi yerimde de iyi kalite malzemeyi lezzete dönüştürmek ve bunu yaparken insanların cebini yakmayan bir fiyat politikası gütmeyi tercih ettim.

DSC02664En önemli öge olan tostas ve pinchos ekmeklerimizi İpek Hanım Çiftliği’nden almaya karar verdim. Çiftlikteki ekşi mayalı köy ekmeği ve sütlü çavdar ekmeği bizim yapmak istediğimizi en iyi yansıtan ekmekler oldular. Panini ekmeğini de Moda’daki bir mahalle fırınından alıyorum. Minik mutfağımızda soslarımızı kendimiz yapıyoruz. İyi kalite peynir, şarküteri ve deniz mahsulleri yapmayı düşündüğümüz işin olmazsa olmazlarından. Gelibolu’daki Selahattin Konserve’den oldukça lezzetli sardalya, ançüez ve alabalık füme getirtiyorum. Tatlı için bile Çanakkale’deki Kadir Yaşar Usta’dan peynir helvası getirmeye başladık ki bana göre gelmiş geçmiş en iyi tatlılardan birini yapmakta Kadir Yaşar Usta ve bu işin gerçek bir ustası.

20150211_092832Alkolsüz içecek olarak verdiğimiz iki özel butik içecek var. Bunlardan ilki İstanbul Merdivenköy’de butik üretim yapan Erenköy Şerbetçisi’nin müthiş lezzetleri. Son derece güzel ve lezzetli şerbetler yapan Erenköy Şerbetçisi’nin mevsim meyveleri (Nar, Ayva, Portakal vs), çiçek (lavanta, yasemin) ve alternatif diğer şerbetleri (Acıbadem, Ballı Zencefilli, Gül, Demirhindi vb) kesinlikle tadılması gereken lezzetler ve yaptığımız tapaslarla çok iyi gidiyor. Yine Nar şerbetinden yaptığım sangria’yı şimdiye kadar içen tüm dostlar beğendi ki bence de çok keyifli oldu diyebilirim.

Bir başka ilginç alkolsüz içecek ise özellikle alkol ruhsatı alamadığım mekanımda şarap yerine gidebilecek harika bir içecek: Le Petit Chavin – fermante içecek. Aslında bir yere kadar şarap olarak üretilip alkolü sıfırlanıp üzerine üzüm şırası eklenerek pastorize edilen, şekersiz ancak üzerine eklenen şıra nedeniyle hafif tatlımsı havası olan ve Chardonnay, Merlot, Grenache gibi üzümlerden yapılan bir içecek. Beyaz (Chardonnay), Roze (Grenache) ve Kırmızı (Merlot) seçeneklerin yanında köpüklü beyaz ve roze olarak da servis etmeye başladık. Bence hepsi tostaslarımız ve pinchoslarımız ile harika uyum sağladı.

Bu küçük mekanda yapmak istediğim şey gerçek tapas ve pinchos kültürü ile alternatif Panini lezzetleriniDSC02700 sanki evimizin salonunda servis ediyormuş gibi sunmak. Açtığımız bu yer ben ve eşim için ileriye yönelik bir proje aslında ve projeyi en güzel şekilde sürdürmeyi ve bundan sonrası için bize güzel bir deneyim kazandırmasını umuyoruz.

Hola Panini ve Tapas’ı ziyaret etmek isteyenler için adres: Şair Latifi Sokak no:2/B Kadıköy. Mekanımız Kadıköy’de Bahariye Caddesi’nin bittiği yerdeki eski havuzlu meydanda denilen Moda İlkokulunun bulunduğu ve şimdiki adı Mehmet Ayvalıtaş meydanına çok yakın bir noktada.

Pazartesi günleri dışında haftanın her günü 8:30 – 20:30 saatleri arası açığız. Bizi ayrıca facebook sayfamızda https://www.facebook.com/holapaninitapas?ref=aymt_homepage_panel üzerinden takip 20150212_163508 edebilirsiniz. Gelip güzel tapaslar yemek ve benimle şarap ve gastronomi üzerine keyifli muhabbetler yapmak isteyen tüm dostları bekliyorum.

Chardonnay, Grenache, istanbul, Merlot, mutfak, tapas içinde yayınlandı | 4 Yorum

Kasım’ın 3. Perşembesi…

20141120_221313Her yıl Kasım ayının üçüncü perşembesi o yıla ait rekoltenin en yeni şarapları piyasaya çıkar ve bunun için özel bir kutlama yapılır. Bu özel gün aslında Fransa’nın şarap bölgelerinden birine adanmıştır: Beaujolais.

Lyon’dayım… Fransız gastronomisinin en önemli merkezlerinden, Burgonya’dan Rhone Vadisi’ne uzanan toprakların tam merkezinde Saone nehrinin Rhone nehrine karıştığı yer olan Lyon. Fransa’nın en büyük ikinci şehri olan Lyon her yıl Kasım ayının üçüncü perşembesi “Beaujolais Nouveau” festivalinin önemli merkezlerinden biri oluyor.

Yılın ilk şaraplarının bir festival eşliğinde kutlandığını ilk kez 2 yıl önce Lyon’da yaşamıştım. Geleneksel olarak boş fıçıları çevirerek caddelerde dolaştırdıktan sonra festivalin yapılacağı Lyon’un ünlü Bellecour meydanına kadar şarkılar eşliğinde gelip gece tam 12’de havi fişekler eşliğinde yılın ilk şaraplarını içmeye başlamıştık.

Bu yıl Lyon’daki Beaujolais Nouveau festivali Lyon’un bir başka güzel meydanı “Place des20141120_215615 Terreaux”da yapıldı. Festivalin ikinci gününde meydana kurulan çadırda Beaujolais’de yer alan 12 alt apelasyondan gelen üreticiler hem yeni şişeledikleri 2014’ün ilk şaraplarını yani “Beuajolais Nouveau”ları hem de kendi apelasyonlarına ait şarapları görücüye çıkarmışlardı.

Gece saat 10’a kadar yapılabilen giriş için 8 Euro ödeyip içeride hem tüm bu şaraplardan tadıp hem de istediğiniz Beaujolais Nouveau’yu giriş bileti karşılığında satın alabiliyordunuz. Ayrıca üreticilerin ait olduğu apelasyonlara özgü diğer şarapları da ek bedel ödeyerek (genelde 9- 12 Euro arasında) alabiliyordunuz.

20141120_215624İçerideki ortam bana geçen yıl çıkan torba yasa yüzünden iptal edilen Kanyon Şarap Tadım günlerini anımsattı. Üreticiler en keyifli halleriyle şaraplarını çoğunluğu genç olan katılımcılara sunarken, şaraplar, üretim teknikleri ve tabi ki günün anlam ve önemi olan Beaujolais Nouveau hakkında keyifli sohbetler yapabiliyordunuz.

Şaraplara gelince özellikle tamamı Gamay üzümünden ve karbonik maserasyon tekniği ile yapılan bu taze şaraplarda üreticiden üreticiye ve apelasyondan apelasyona olan farkları keşfetmek oldukça ilginçti.

En beğendiğim 2014 Beaujolais Nouevau’lar Signé Vignerons kooperatifinin yaptığı AOP20141120_215651 Beuajolais ile Fleurie ve Morgon apelasyonlarından gelen Beujolais’ler oldu.

Bu arada Beaujolais Nouveau’nun tüm dünyada kutlandığını (tabi ki ülkemiz dışında) hatırlatmak gerek. Öyle ki, Kasım ortasında tamamı Beaujolais Nouveau şaraplarıyla dolu 2000 ton şarap taşıyan 6 adet Boeing 747 kargo uçağı Paris Charles de Gaulle Havalimanı’ndan kalkıp Hong Kong’a doğru yola çıkmış ve şaraba meraklı Asyalılar Kasım’ın üçüncü perşembesinde kutlanan bu festivale ortak olmuştu.

Beaujolais, Beaujolais Nouveau, Fransa, Fransız şarapları, Gamay, Lyon, şarap dünyası, şarap gezileri içinde yayınlandı | Yorum bırakın