Pembe kentin ardındaki menekşeler…

Genelde “ne işiniz var orada?”diye başlıyor sorular, Toulouse’a gitmeyi kafaya koyduğumu çevremdekilere açıklayınca…

Her zaman ki gibi “bağlara gideceğim…” diyorum… Benim için açıkçası çok da hangi bağlar olması önemli değil… Önemli olan, ortada bir “bağ” ve “şarap üretimi” olması…

Toulouse belki bilenler için Umut Bulut’un şu an oynadığı takım, veya Airbus’ın merkezlerinden birisi olmakla birlikte Fransa’nın hemen her yanı gibi kendine münhasır gastronomik bir merkez ve tabi ki yakın çevresinde yer alan önemli şarap üretim bölgeleriyle benim için yeteri kadar çekici bir yerdi…

Bu arada hemen bahse geçmek gerekirse başlıkta yer alan pembe renk adını Toulouse şehrinin binalarını çepeçevre saran briketlerden, menekşelerse bölgedeki menekşeye has üretimden geliyor ki zaten memleketin spor kulüplerinin renklerine konu olmuş bu renk…

Bağlarda yaşadığım deneyimlere girmeden önce Toulouse’da keşfettiğim ve bir süredir gittiğim en iyi restoranlardan birinden bahsetmem gerek…

La Gourmandine” Toulouse’daki merkez kapalı pazarının tam karşısında yer alan bir restoran. Genel olarak restoran seçimlerimin bir kısmını tavsiye ile bir kısmını ise direk şehre gittiğimde keşfederek yaparım. Burası ikinci kısma giren yerlerden biri… Bazen tutar, bazen tutmaz elbette… Ancak bu kez sanırım iyi bir restoranla karşılaştık diyebilirim…

“Kurbağa bacağı” hiç de beklediğimiz gibi çıkmadı derler genelde yiyenler… Çünkü zaten genelde de hep öyle olur ya… Akla ilk geldiğinde yenemeyecekmiş gibi görünen tatlar genelde ilk denemenin ardından pişmanlığın verdiği psikolojik etkiyle “ayıla bayıla” yenir… “La Gourmandine”de yediğim kurbağa bacağı tam anlamıyla “Akdeniz” usulü bol zeytinyağlı, sarımsaklı ve maydanozlu olarak pişirilmişti ve gerçekten yıldızlı pekiyiydi…

Ardından aldığım orta-az pişmiş “magret de canard” yani klasik ördek göğsü ise yanındaki ağır ateşte pişmiş sebzeler ve menekşeli hardal ile ayrı bir boyuttaydı… Ördek tam istediğim gibi pişmişti ve özellikle yanındaki menekşeli hardalla oldukça iyi uyum sağlıyordu…

Tüm bu yemeklerin yanında Güney Batı apelasyonlarından bir Corbieres şarabı seçtik… “2006 Domaine Serres Mazard” “Syrah, Carignan, Grenache” kupajı klasik rahat içimli bir Güney Fransa şarabı aslında… Bordo röfleli yakut kırmızı renge bürünmüş şarabın yuvarlak ve dolgun, meyvemsi bir yapısı var… Tanenler oldukça yumuşak, bitimi orta uzunlukta, dengeli bir şarap…

Yemek demesek de tatlı niyetine her zaman saygı ve sevgiyle tükettiğim klasik Fransız peynirlerinin yanında içtiğim bir başka şarap ise “Gaillac” apelasyonu tatlı şaraplarından Alain Gayrel oldu…  Aromatik olarak çok yoğun olmasa da, peynirlerle beraber oldukça iyi uyum sağladığını söyleyebilirim genel olarak…

Restorandan ayrılırken bize sorunsuz bir servis veren garsonumuza restoranın hangi günler açık olduğunu soruyorum, “Pazar ve pazartesi kapalıyız” cevabı karşısında restoranda bir akşam daha yeme şansımızın olduğunu öğreniyorum böylece. Bizde iki gün kapalı restoran var mı? Hiç sanmıyorum ama işte bu tarz durumda Avrupa’daki restoranlarda oldukça fazla miktarda karşılaşılan bir durum.

Aynı yere Toulouse’dan ayrılmadan bir gece önce tekrardan gidiyoruz. Bu kez önden bara oturup birer şampanyalı-mojito içelim diyoruz. Uzun zamandır içtiğim en iyi mojitolardan biri diyebilirim. Buzun hangi seviyede kırılması gerektiğinden tutun, rom ve şampanya oranına kadar her şey olması gerektiği gibi…

Mojito sonrası, restorana girince servis elemanı bu kez bizi tanıyor ve geçen seferkine göre daha iyi bir masaya buyur ediyor. Bu kez menüden deniz mahsulü seçmeye karar veriyoruz. Ben başlangıç olarak Hindistan cevizi sütünde fenerbalığı yahnisi alıp ardından  tere özlü krema ve trüf mantarı yağında morina tercih ederken, bizim hanım iki sene kadar önce yaptığımız İspanya gezimizden beridir iyisini yemeye hasret kaldığımız eski bir dostu “sülünes”i yemeyi tercih ediyor. Sülünes’i özellikle yazıyorum zira, bu müthiş lezzetimiz bizim denizlerimizde de bulunmasına rağmen nadiren restoranlarımızda karşımıza çıkıyor. Yemeğimize eşlikçi olarak seçtiğimiz şarapsa gerek asidite açısından gerekse de baharatsı nitelikleriyle öne çıkan yemeklere uyum sağlaması açısından Louis Klipfel’den 2009 mahsulü bir Alsace Pinot Gris oluyor.

Yemeklerin en önemli özelliği müthiş dengeli olmaları. Gerek asidite gerekse de yanındaki malzemelerle uyumu, baharatın kullanım kıvamı, hepsi yerinde. Doğal olarak malzeme kalitesinin ve tazeliğinin iyi oluşu da yemekleri ayrı bir keyifli kılıyor.

La Gourmandin’de tatlı niyetine ne istediğimizi soruyor servise bakan arkadaşımız. “Benimkini tahmin etmen çok kolay” diyorum kendisine “peynir değil mi?” diye söylüyor hemen… Diyorum ki, aynen öyle, yanına geçen içtiğim Alain Gayrel’den de alayım… Tartışmasız şekilde bana dünyanın tüm peynirlerini getirseniz yerim ama Fransa’da yapılan kremamsı ve apayrı kendine münhasır karakterdeki keçi peynirlerini her zaman bir başka köşeye alırım… Hoş benim için bu tarz peynirlerin en iyi eşlikçisi tartışmasız şekilde bir yarı-tatlı Vouvray şarabıdır ama olsun, menüde olmasa bile Alain Gayrel’in bu Gaillac apelasyonu şarabı da kendini peynirlerle dans ettirir bir hale bürünmüştü…

Anlaşılan o ki, Toulouse’un lezzetleri sadece meşhur kuru fasulye yahnisi “cassoulet” ile sınırlı değil, ayrıca memlekette kendini geliştirmiş şeflerin bulunduğu ciddi yaratıcı mutfağa sahip restoranları da hesaba katmak lazım…

About Murat Mumcuoglu

Organizing wine tastings, food & wine events and winery tours ... Holder of WSET Level 3 certificate...
Bu yazı Fransa, Fransız şarapları, Pinot Gris, Restoranlar, şarap gezileri içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

2 Responses to Pembe kentin ardındaki menekşeler…

  1. Merhaba,

    Tattığınız her şeyi öyle güzel tarif etmişsiniz ki hemen kalkıp Toulouse’ye gidesim geldi! Birkaç balık türü dışında deniz ürünleriyle ilişkim oldukça mesafelidir, ancak bu yazınızı okuduktan sonra bu mesafeyi kaldırmaya karar verdim. Belki de bugüne kadar deniz ürünlerini doğru mekanlarda tatmamışımdır diye düşünmeye başladım, çünkü öyle bir anlatmışsınız ki, güzel olmadıklarını düşünerek mutlaka yanılıyor olmalıyım 🙂

  2. Murat Mumcuoglu dedi ki:

    Elif hanım merhaba,

    Öncelikle güzel yorumunuz için teşekkürler. Deniz ürünlerinin iyisi insanı baştan çıkarır gerçekten.. Hele ki iyi ve taze malzemelerle doğru pişirilerek yapılmışsa.. Size keyifli seyahatler ve iyi şaraplar eşliğinde güzel yemekler dilerim 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s