En sevdiğim deniz mahsulleri restoranı…

“Kosinitza”yı  yaklaşık 3,5 yıl kadar önce Kuzguncuk’un ünlü balık restoranı “İsmet Baba”da yer olmadığını görüp geri dönerken tesadüfen keşfetmiştik… O gün iyi ki de “İsmet Baba”da yer yoktu ve iyi ki de “Kosinitza”da yemişiz diyorum…  Çünkü benim için bu mekân hep hayal ettiğim yeri yansıtıyor: “Küçük ve sıcak bir ortam, taze, az
ama öz yemekler ve tabi ki şaraba gerektiği önemi veren bir işletme sahibi”…

İsmini Kuzguncuk’un eski adından alan “Kosinitza”nın sahibi İbrahim Bey tüm hayatı boyunca yemeğe merakını geliştirmiş ve emekliliğinden sonra bu merakını “Kosinitza”yı açarak pekiştirmiş birisi… Kendisi özellikle Akdeniz coğrafyasındaki deniz ürünlerine meraklı ki bunu restoranın menüsünden anlamak pekâlâ mümkün… Daha da güzeli, diğer balık ve deniz mahsulleri restoranlarına alternatif olacak çeşitlilikte bir şarap menüsü de var ki bu benim gibiler için büyük bir keyif açıkçası… Buraya senede birkaç kez gidip
mevsimine göre değişen menüsündeki tatları denemek bizim için önemli …

Eylül sonu gibi eşimle “yine Kosinitza zamanımızın geldiğini” hissettik ve bu güzel restorandan hemen bir rezervasyon yapıp çok sevdiğimiz iki arkadaşımız ile ziyaret etmeye karar verdik. Hatırlatmamda fayda var Kosinitza’da sadece 5-6 masa bulunduğundan (yaklaşık 25 kişilik bir kuveri var) gitmeden önce mutlaka rezervasyon yaptırmakta fayda var…

Masamıza önce güzel bir balık çorbası geliyor “amuse bouche” (damak hoşluğu) olarak. Çorbanın oldukça keyifli kremamsı bir kıvamı var.  Bir diğer yandan da “Kosinitza”nın günlük hazırlanan taptaze mezelerinden seçiyoruz; Karamelize soğan yatağında çipura,
Ringa balığı filetosu, Katalan usulü fırında sardalye, Hamsi piyaz ve Patlıcan közleme… Mezelerde kullanılan malzemelerin tazeliği ve kalitesi kendini hemen hissettiriyor. Hepsi birbirinden lezzetli ve yanında evden getirdiğim Chateau Carbonnieux 2007 ile müthiş uyum sağlıyor. Ancak yine de bana göre aralarında en çok “karamelize soğan yatağında çipura” ve “Katalan usulü sardalye” denge ve bütünlük çerçevesinde öne çıkıyor.

Ara sıcak olarak istediğimiz “deniz mahsulleri pilav” belki benim damağıma göre biraz fazla pişmiş olsa da içerik ve sunum açısından keyifli idi.

Bir başka ara sıcağımız “midye saganaki” için beyaz şarap, kerma, zerdeçal, dereotu kullanılmış. Midye dişe gelen cinsten ağızda dağılmıyor. Ayrıca üzerine parmesan, rokfor, eski kaşar ve gouda peyniri eklenerek daha yoğun bir kıvam oluşturulmuş. Müthiş bir ara sıcak olmuş diyebilirim.

Kosinitza’ya her gidişimizde menüdeki şaraplardan “Umurbey Sauvignon Blanc” benim için her daim favorilerim arasında olmuştur. Bu kez de geleneği bozmuyor ve bir şişe “Umurbey Sauvignon Blanc 2007” açtırıyoruz. Şarap 2007 rekoltesinde olmasına rağmen halen canlı, yüksek asitli ve beklenilen aroma karakterlerini koruyan bir yapıya sahip.

Ana yemek öncesi yediğimiz bir başka ara sıcak da “Katalan usulü deniz mahsulleri ızgarası”. Çöp şişte kalamar, karides, midye ve ahtapot yanındaki tarator tarzı sos ile iyi bir uyum sağlamış.

Ana yemek olarak eşimle beraber bir tencere yemeği yemeyi tercih ediyor ve arada bir evde yaptığımız yemeklere benzer bir yemeği “zarzuela”yı deniyoruz bu kez. “Zarzuela” için tam bir Akdeniz usulü deniz mahsulleri yemeği diyebilirim aslında. Temel olarak Katalan mutfağına özgü olan “zarzuela” içinde karides, deniz tarağı, kerevit, dil balığı, kum midyesi gibi değişik deniz ürünleri bol domatesli bir sos içerisinde tencerede pişiriliyor. Benim için müthiş bir lezzet ve tam “Kosinitza”nın konseptine uygun bir yemek…  Bu yemekle bir roze içmeyi uygun buluyor ve “Likya İsinda”yı masamıza buyur ediyoruz…

“Kosinitza” belki öyle ucuz bir yer değil, ancak İstanbul’da sadece manzarası yüzünden aynı parayı verdiğiniz kötü ve yavan mutfağı olan birçok restorandan çok daha iyi bir yer olduğu kesin… Burada şarap dahil kişi başı 100 TL civarında bir rakama keyifli bir yemek yemek mümkün…

Kosinitza’dan ayrılmadan bize bu güzel yemekleri yapan restoranın şefi Ali Bey ile kısa bir görüşme yapıyorum… İbrahim Bey’İn tüm Akdeniz ülkelerini karış karış gezip görüp beğendiği tarifleri fotoğraflarıyla Ali Bey’e getirip göstermesinden, menüyü oluşturmalarına kadar olan süreci konuşuyoruz. Bir diğer yandan bu tarz bir restoran için olmazsa olmaz olan çeşitli deniz mahsullerini taze olarak bulabilmenin zahmeti ve zorluğunu paylaşıyor bizimle Ali Bey… Türkiye gibi binlerce kilometre denize kıyısı olan bir ülkenin deniz mahsullerine yönelik daha çeşitli ve bol bir mutfağı olması gerektiği inancını taşıyorum… Bana göre halen ne pazarda – markette, ne de restoranlarımızın
genelinde deniz mahsullerinde olması gereken çeşitliliğe sahip değiliz… Bakalım
“Kosinitza” gibi farklı ve ezber bozan restoranlara başka yerlerde karşılaşabilecek
miyiz?

About Murat Mumcuoglu

Organizing wine tastings, food & wine events and winery tours ... Holder of WSET Level 3 certificate...
Bu yazı Chateau Carbonnieux, Fransız şarapları, istanbul, Likya, Restoranlar, Roze, Tadım Notları, Umurbey, yemek-şarap uyumu içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s