Şarköy’den Hoşköy’e… (Chateau Kalpak – Kayra – Melen…)

Geçtiğimiz hafta sonunu Tekirdağ Şarköy – Hoşköy arasında üretim yapan üç farklı üreticiyi gezerek geçirdim.

Bunlardan ilki şarap dünyamızda henüz adı duyulmamış olan ancak kanımca şarapları piyasaya çıktığında kalitesi ve şaraphane tasarımı ve imajıyla adını bolca duyacağımıza inandığım “Chateau Kalpak”. Bülent Kalpaklıoğlu Bey’in 20 yıllık birikimi olan bu projenin şarapları henüz şişelenmemiş durumda ve tanklarda dinleniyor. 2010 rekoltesinden elde edilen bu şaraplar Bülent Bey’in bilimsel çalışmalara ek olarak tutkusunu ve deneyimlerini aktarıp, bütünleştirdiği bağların ürünü. Bağlarda Cabernet Sauvignon, Merlot, Petit Verdot ve Cabernet Franc ekili. Tanklardan ve fıçılardan tattığım kadarıyla oldukça iyi, dengeli, konsantre ve kompleks şaraplar çıkacağına inandığım “Chateau Kalpak”ı şişelerden tatmak için bir süre daha bekleyeceğiz sanırım…

Gezdiğim diğer üretici ise Kayra oldu. Kayra’nın Şarköy’deki üretim tesisi şirket yapısı gereği Tekel’den alınan geniş fabrika sahasında kurulu. Tesiste Tekel’den kalan devasa fermantasyon tankları ve preslerin yanında; Kayra tarafından kaliteli ve çeşitli bir ürün gamı yaratma stratejisiyle daha küçük tanklar, presler ve gerekli makine yatırımı yapılmış. Tesise girişinizde çıkışınıza kadar ayrıntılı bir “İş Sağlığı” politikası olan tesiste Kayra Üretim Müdürü Murat Üner ve şarap üretim uzmanı Özge Hanım ile fermantasyon tanklarına daha yeni aktarılmış şıraları tadıp fermantasyonun başlama süreçlerini keşfetmek müthiş bir deneyimdi.

Doğal olarak tesisi bağbozumu zamanı ziyaret ettiğimiz için olağanüstü hal ilan edilmişçesine önemli bir yoğunluk vardı tesiste. Bir önceki Gülor bağları yazımda belirttiğim gibi, bu dönemlerde şarap üreticilerinin ziyaretçilere konsantre olmaları biraz zor, o bakımdan gerek Murat Bey’e gerekse de ısrarlı telefonlarımı boşa çıkarmayan Özge Hanım’a şükranlarımı bir borç bilirim :)…

Şarköy bölgesinde yemek için Kayra’da kime sorsak adres olarak gösterdiği nam-ı değer “Mahmut Usta’nın yeri” yani “Akkaya Restoran”, bundan birkaç ay önce Vedat Milor’un da “Türkiye’de bana tavuk yediren tek yer” olarak lanse ettiği bir yer…

Şarköy – Mürefte yolunda bulunan Eriklice köyünü geçer geçmez solda kalan denize nazır restoranda biz de Kayra Terra Kalecik Karası eşliğinde tavuk bonfile, kuzu şiş ve tavuk şiş istiyoruz. Sırrını vermek istemeseler de “yoğurt, salça, sıvı yağ (veya zeytinyağı) ve kuru kekik” bazlı olduğuna inandığımız bir karışımla tavuk ve kuzu etini marine ederek müthiş bir ızgara keyfi yaşatıyorlar bizlere. Bizim için günün sürprizi o gün kendilerine yaptıkları firik pilavından bizlere de ikram etmeleri oluyor ki, ailecek firik pilavı hastası olduğumuzu bu blogu takip edenler iyi bilir… Közlenmiş patlıcan ve biberi beraber karıştırıp getirmeleri de alternatif ve iyi bir düşüncenin ürünü… Bu arada bölgede kullanılan zeytinyağı çok hoşumuza gitti… Gerek buradaki salatada gerekse Melen’den aldığımız tavsiye üzerine Hoşköy’de gittiğimiz Tuna Balık lokantasındaki salata ve karides söğüşte kullanılan zeytinyağları düşük asitli ve aromatik bir yapıdaydı…

Şarköy’de konakladığımız gece ilçenin bana 1980lerden kalma görüntüsü, bölgede onca şarap üreticisi varken hemen hemen şehirde hiç şarap barının veya şarap mağazasının bulunmayışı, onu da geçtim eli yüzü düzgün restoran sayısının bir elin parmağını bile bulamayışı, bu işlerde daha çok yolumuz olduğunu açıkça gösteriyordu…

Türkiye’nin en eski şaraphanesi Melen’i keşfetmek ve en tutkulu şarap üreticilerinden Cem Çetintaş Bey ile tanışmak üzere Şarköy’den çıkıp Hoşköy’e uzanıyoruz. Melen’in sahibi Cem Bey işine müthiş bağlı ve tutkulu biri olarak üretimin tartışmasız tüm aşamalarında bizzat yer alan birisi. Hoşköy sahil kesimindeki tarihi taş bir binadan oluşan şaraphane ve Hoşköy tepelerindeki eski bir Rum Manastırı’nı da içine alan bağlar sadece Melen’in değil, bölge şarapçılığının da tarihini yansıtıyor.

Cem Bey’le tanışır tanışmaz bizi yoğunluğunun arasında şaraphanenin hemen karşısındaki çay bahçesine davet ediyor ve kısa bir sohbete giriyoruz. “Şu an oturduğumuz bu çay bahçesi eskiden denizdi, sonradan dolgu yapıldı; bizim şaraphanenin önü direk denizdi, şaraplar fıçılara doldurulur ve denize atılırdı; fıçılar denizden ceraskalla teknelere alınırdı…” diye anlatıyor. Şaraphanenin temellerini Cem Bey’in dedesi “Matyoz Ahmet” atmış, Cem Bey de babası Hüseyin Bey’den devraldığı işi bugünlere taşımış…

Adını Hoşköy’ün arkasındaki Güzelköy’ün eski adından alan “Melen”in logosu da antik çağlardan beri bölgede üretilen amforaların üzerinde yer alan mühürden geliyor. Yukarıda bahsettiğim Hoşköy tepelerindeki bağlarının içinde yer alan 19. Yüzyılda eski bir Bizans manastırının üzerine kurulmuş olan St. İoannis Theologos Manastırı, Çetintaş ailesinin tarihi ile bütünleşen bir miras aslında…

Melen bağlarını gezerken bize eşlik eden Cem Bey’in eşi Funda Hanım, bağbozumu dönemlerinde dışarıdan turlar geldiğini ve oldukça keyifli etkinlikler düzenlediklerini söyledi. Bağlarda üzüm toplayarak, Melen’in Marmara, Avşa, Ekinlik ve Hayırsız Ada’ya bakan muhteşem manzaralı bağında yemek yiyerek Melen şaraplarının keyfini çıkarıyor ziyaretçiler. 2002 yılında eski, yorulmuş bağlar sökülerek yerine yeni bağlar kurulmuş…  Bilinen sepajlara ek olarak bağların bir bölümüne Tempranillo dikmiş Cem Bey…

Bağlarda ayrıca zeytin ağaçları da var. Funda Hanım, asit oranı oldukça düşük zeytinyağları ürettiklerinden bahsetti ve Kasım ayında zeytinyağı ile ilgili bir etkinlik düzenleyeceklerinin haberini verdi.

Tarihiyle iç içe varlığını sürdüren Melen’in bazı şaraplarını şaraphanenin restore edilen keyifli tadım bölümünde yapıyoruz. Melen şaraplarıyla ilgili tadım notlarımı ayrı ayrı yazılarda ele alacağım… Bu arada Cem Bey sayesinde şaraphanede henüz yeni işlenen bazı üzümlerin tadımlarını da yapıyor ve işin bu süreçlerini ve değişik boyutlarını heyecanla ve merakla Cem Bey’den dinleyerek keşfetmeye çalışıyoruz…

Melen’e bağbozumu sonrası tekrar uğramayı kendimize bir borç bilip, Cem Bey ve Funda Hanımla vedalaşarak Funda Hanım’ın tavsiyesi üzerine yemek için Hoşköy’deki Tuna Balık restoranına uğruyoruz.

Tuna Balık’da yerken aklımıza hafif de olsa İspanya – Cadiz’de gittiğimiz La Caleta Plajının girişinde yer alan balık lokantası “Peña Flamenco Juan Villar” geldi. Plajdan çıkıp tahta masalarda oturarak taze balık yiyebileceğiniz ve yanında iyi bir bira içebileceğiniz keyifli bir mekandır burası (ayrıca çok güzel Flamenco gösterileri ve dinletileri de yapılıyor). Tuna Balık da karakter olarak plaja bakan tarzı, taze balıkları ve tahta masalarıyla (bira hariç) bu tarz bir yeri andırıyor. O gün çıkmış taptaze bir Mezgit tava ile yukarda bahsettiğim gibi oldukça iyi bulduğum bölgenin aromatik ve düşük asitli zeytinyağı ile lezzetlendirilmiş taptaze (dondurulmuş değil) karides söğüş tabağı istiyoruz. Gerek balık, gerek karides ve hatta yanına gelen köy ekmeği çok iyi. Kalın kabuklu köy ekmeğini bol zeytinyağına bulayıp üzerine karides dokundurduğunuzda kendinizi tam bir Akdenizli gibi hissetmeniz kaçınılmaz… Velhasıl bu güzel lezzetlerin arasında bana göre iyi olmayan tek şey hemen her yerde bulunan kırık pirinçten yapılan şekerli klasik biramız. Son zamanlarda piyasada malt biraların artması ve hatta kaliteli biraların ithal edilmeye başlanması bende ayrı bir heyecan uyandırırken, tüm üreticilerden daha kaliteli biralar yapmasını bekliyoruz doğal olarak… 

Hoş ve keyifli anıları geride bırakarak Hoşköy’den ayrılıyor ve İstanbul’a dönüyoruz… Tartışmasız bir şekilde İstanbul’a yakınlığı ile bu bölgenin şarap turizmi açısından kalkınması lazım. Bölgede iyi bir potansiyel olduğu aşikâr ama ulaşım, konaklama sorunu, iyi lokantaların çok az oluşu başlıca handikaplar. Üreticilerin bir kısmı ellerinden geldiğince bir şeyler yapmaya çalışıyorlar ancak bu tarz uygulamaların bir turizm stratejisi ve politikası olarak turizmin tüm kolları ve hatta Turizm Bakanlığı tarafından desteklenmesi gerekir diye düşünüyorum…

About Murat Mumcuoglu

Organizing wine tastings, food & wine events and winery tours ... Holder of WSET Level 3 certificate...
Bu yazı Chateau Kalpak, Kayra, Melen, şarap gezileri, şarap turizmi içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

3 Responses to Şarköy’den Hoşköy’e… (Chateau Kalpak – Kayra – Melen…)

  1. aytül akel dedi ki:

    merhabalar, yahoo adresinize bir de mail attim.. chateu kalpak i ziyaret etmek istiyoruz, subat 12 gibi, sarkoy tarafinda kalinacak yer konusunda sizi rahatsiz ettim.. tesekkurler

  2. Mevlana YUNUS dedi ki:

    ben şarköyde 4,5 yıl olarak görev yaptım.hala adam akıllı bir oteli olmadığını duydum. Ben şu an Mardindeyim Midyatta bile en az 6-7 otel var içlerinde 5 yıldızlı konforunda olanlar bile var. başka söze gerek yok.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s