Yeşil kapının ardındaki salaş kebapçı…

Memleketim Adana’ya her gittiğimde kebap yemek için danıştığım tek bir adam vardır. O da çocukluktan beri arkadaşım olan ve şimdilerde Adana’da eczacılık yapan Emre Dalgıç. Bu kez “Sizi bir yere götüreceğim, daha salaşı yok buralarda” demesinden sonra “ne kadar salaş olabilir ki?” diye düşünmeye başladım… Adanalı bazı arkadaşların “Vietnam ve Kamboçya’da bile daha salaşını görmedik” diye yorumda bulunduklarını öğrendikten sonra aklıma direk Emre’nin de çok iyi bildiği Bangkok’taki Çin mahallesinde gittiğim sokak restoranı aklıma geldi… Dedim “yok artık o kadar olamaz!”…

Evet, aslında “salaşlık oranı” Bangkok Çin mahallesindeki kadar olmasa da, hakikaten “sağlam” bir salaş kebapçı var Adana’da… Hem de hiç beklemediğim bir yerde, Adana 5 Ocak stadyumuna iki adım mesafedeki Ordu Caddesi üzerinde… Caddeye bakan eski bir evin girişini kebapçıya çevirmişler. Girişte hiçbir tabela vs yok, dışarıdan kebapçı olduğunu anlamanız mümkün değil… Velhasıl ağzının tadını bilenler burayı keşfetmiş ve mekânın yeşil kapısını çalmış içeri girmişler…

Biz de öyle yapıyoruz ve kebapçının yeşil kapısını açıp içeri giriyoruz… Hemen sağda küçük bir oda var ve dört tane masa atmışlar içeriye… Ocakbaşını önceden aradığımız için bu odada bir masaya alıyorlar bizi, masamız hazır… Yoksa bir süre ayakta beklemek gerek zira geldiğimizde içeride kalabalık bir “kebap sever” topluluk vardı…  Odanın haricinde ocakbaşının önünde de sıra sıra birkaç ufak masa var.

Ocakbaşında müthiş bir hareketlilik var… Ezme salata yapılırken bıçağın tahtaya vurunca çıkarttığı sesler ve arkadan gelen şiş sesleri bana yıllar öncesinin en iyi salaş ocakbaşı kebapçılarından biri olan Adana Dörtyol ağzındaki “Ömür Ocakbaşı”nı hatırlatıyor… Emre ile eski Adana ocakbaşılarını konuşuyoruz… Maalesef artık böyleleri pek kalmamış, “Ömür Ocakbaşı” da sizlere ömür zaten…

Uzun zamandır bu kadar iyisini yemediğim bir ezme salata geliyor önümüze… Şaka değil gerçek bir ezme salata bu… “Ezme nasıl yapılır, içine ne konur, kıvamı nasıl olur, acısı ne kadar konur” gibi soruların cevabı işte burada… Sanırım uzun zaman boyunca hatıralarımda kalacak burada yediğim ezme ve çok büyük ihtimalle önüme gelen diğer ezmeleri beğenmeyeceğim :)…

Hemen ardından gelen közlenmiş soğanlar, gerçekten közlenmiş soğanın yoğunluğunu, acılığını, tatlılığını, isli aromalarını bir bir damakta hissettiriyor. Soğanlar çok iyi marine edilmiş ve közlenmiş. Başlı başına bir meze bu…

Biraz bekledikten sonra “bir süre idare edin abi” diyen servis elemanı önümüze “başlangıç” olarak bol yağlı ekmek üstüne konulmuş “kaburga” getiriyor… Kaburganın etleri kemikten ayrılmış, üzerine mangalda pişirilmiş yeşil biberler konmuş… Ekmek şişlerin üzerinde bekletilip iyice yağlanmış… Etler ağzınızda eriyip gidiyor… Muazzam bir ortam…

Bu arada bir yandan kaburgaları götürürken, diğer yandan ortamı yaşamaya çalışıyorum… Genç bir servis elemanı elinde büyük bir alüminyum tepsiyle dışarıya kebap götürüyor… Üzerine büyük bir kağıt serilmiş tepsinin… Uzun zamandır görmediğim bir manzara… Eskiden eve kebap istediğimizde gelirdi böyle büyük tepsiler… Her Adanalı bu tepsilerden kebap yemiştir sanırım…

Kaburgalar hafiften tükenirken “büyük an” geliyor… 3 kişilik karışık mangal tabağımız ortaya konuyor, yanına da bol sumaklı ve maydanozlu enfes bir soğan salatası iştirak ediyor… Karışık tabakta en altta yine bol yağlı pide ekmeklerin üzerinde “Adana kıyma” yanında “tavuk şiş” ile üstte “külbastı” ve “acı yeşil biberler” iştirak ediyor…

Yağlı pide ekmeğinin arasına Adana kıyma kebabı ve soğan salatası koyup bunu ağzına atıp biraz çiğnedikten sonra arkadan bir çatal ezme salatadan aldığınız an “zirve” yaptığınız andır… Bu kelimelerle tarif edilemeyecek bir lezzet patlamasıdır…

Önümüze gelen kebap üst düzey, kuyruk yağlı ve elle çekilmiş bir kıyma kebabı… Ancak tavuk şiş onun da üzerinde bir düzeyde… Dersiniz ki, “bir tavuk şiş ne kadar üst düzey olabilir?” o zaman “buyurun gidin, görün, yiyin” derim ben de… Müthiş bir marinasyon mangalın isli aromalarıyla bütünleşmiş, yanında “közlenmiş soğanlarla” bir başka “zirve” yapıyor…

Velhasıl, en üst düzey olan “külbastı”… Uzun zamandır bu kadar iyisini yememiştim… Aklıma çok sevdiğim “Ratatouille” isimli çizgi filmde restoranı denetlemeye giden “Ego” ismindeki eleştirmenin önüne konulan “Ratatouille”yi yedikten sonra birden çocukluğuna gidişi geliyor… Anlatması ve tasviri zor bir duygu bu… Kekikle marine edilmiş iyi bir “Külbastı”yı geçebilecek fazla ızgara et yemeği yok bence… Ah bir de yanında sağlam bir kırmızı şarap olsa…

Bu “üçü bir arada” ziyafeti sırasında ben hiçbir şey içmeyip sadece yemeğe odaklanmayı uygun buluyorum… Bizim hanım ayran içmeyi tercih ederken, Emre gazlı içecekle idare ediyor… Çıkışta ödenen hesap 3 kişi için toplam 40 TL iken, fiyat-kalite dengesi açısından da mekân “on tam puan” alıyor…

“Adana’da iyi kebap salaş bir ocakbaşında yenir” mitinin ne kadar gerçek olduğunu kanıtlayan bir deneyim bu…

Peki, kebabın yanında şarap içilir mi? O da bir sonraki yazıda…

About Murat Mumcuoglu

Organizing wine tastings, food & wine events and winery tours ... Holder of WSET Level 3 certificate...
Bu yazı Adana, gastronomi, Restoranlar içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s